|
|
April 29

Samuraya Nasihat
Bir samuray, Zen üstadı Hakuin 'in karşısına dikilip şu soruyu sordu: "Gerçekten de cennet ve cehennem var mıdır?" Üstad: "Kimsiniz?" "Bir samurayım." "Sen mi?" diye dudak büktü Hakuin, "kendine baksana bir, hangi efendi senden doğru dürüst hizmet umabilir ? Daha ziyade dilenciyi andırıyorsun!" Sinirden kıpkırmızı kesilen samuray kılıcını çekti. Hakuin surmak bilmiyordu: "Vay! Kılıcı da varmış! Ama o kadar beceriksize benziyorsun ki nasıl olsa kafamı kesemezsin!" Kanı beynine sıçrayan samuray kılıcını kaldırdı. Ustaya vurmaya hazırdı. O anda Hakuin sakince, "işte, cehennemin kapıları böyle açılır" dedi. Üstadın serinkanlı tavrına şaşıran samuray kılıcını kınına soktu ve saygıyla eğildi. Üstad sözünü şöyle bitirdi: "cennetin kapıları da böyle açılır".
Gerçek Hayat dergisinin arka kapağında görmüştüm. Görünmez Hedef - Uzakdoğu 'dan 50 Savaş Hikayesi adlı kitaptan alıntıymış
'Bushido'nun temel ilkeleri:
Gi (Dürüstlük ve Adalet): Tüm insanlarla ilişkilerinde son derece dürüst ol. Adalete inan; sadece başka insanlardan gelene değil, kendinden gelene de. Gerçek bir samuray için, dürüstlük ve adalet konularında grinin tonları yoktur. Tek bir doğru ve tek bir yanlış vardır.
Rei (Kibarlık-Nezaket): Samurayların acımasız olmak için nedenleri yoktur. Güçlerini kanıtlamaya ihtiyaçları yoktur. Bir samuray düşmanına karşı bile saygılıdır. Saygının bu dışavurumu olmadığında, hayvanlardan farkımız yoktur. Bir samuray sadece dövüşteki gücü yüzünden saygı görmez, diğer erkeklere davranış biçimiyle de saygı görür. Samurayın gerçek içsel gücü zor zamanlarda belli olur.
Yu (Kahramansı Cesaret): Harekete geçmekten korkan insan kitlelerinin üzerine çık. Bir kaplumbağa gibi kabuğuna saklanmak hiç yaşamamak gibidir. Samurayda bir kahramanın cesareti olmalıdır. Samuraylık kesinlikle risklidir. Tehlikelidir. Hayatı tam olarak, dolu dolu ve harika bir biçimde yaşamaktır. Kahramansı cesaret, gözü karalık değildir. Zeka ve güçtür. Korkunun yerini saygı ve temkinle doldur.
Meiyo (Şeref): Samurayın onurunun tek yargıcı vardır, o da kendisidir. Verdiğin kararlar ve bu kararların nasıl uygulandığı gerçekte kim olduğunun bir yansımasıdır. Kendinden saklanamazsın.
Jin (Merhamet): Yoğun bir eğitim sonucunda samuray hızlı ve güçlü olur. Diğer insanlar gibi değildir. Herkesin yararına kullanılması gereken bir güç geliştirir. Şefkatlidir. Diğer insanlara her fırsatta yardım eder. Eğer fırsat çıkmazsa, fırsatı bulmak için yollara düşer.
Makoto (Katıksız İçtenlik): Samuray bir şeyi yapacağını söylemişse, o şey yapılmış demektir. Yapacağını söylediği şeyi tamamlamasına hiçbir şey engel olamaz. 'Vaat'te bulunması gerekmez. 'Söz vermesi' gerekmez. Sözlü olarak söylemesi bile o şeyin yapılmasının başlangıcını oluşturur. Söylemek ile yapmak aynı şeydir.
Chu (Görev ve Sadakat): Samuray için, bir 'şey'i yapmak ya da bir 'şey'i söylemek, o 'şey'e sahip olması demektir. Bundan ve bunun ardından gelecek tüm sonuçlardan sorumludur. Bir samuray kendi koruması atındakilere müthiş sadıktır. Sorumlusu olduğu kişilere karşı, son derece hakikatlidir.
Anne babam yok; gökyüzü ve dünya anne babamdir.
Evim yok; Tan Tien evimdir.
Ilahi gücüm yok; dürüstlügüm ilahi gücümdür.
Huysuzlugum yok; uysalligim huysuzlugumdur.
Büyü gücüm yok; kisiligim büyü gücümdür.
Ne ölümüm ne de yasamim yok; Um ölüm ve yasamimdir.
Bedenim yok; sabirlilik bedenimdir.
Gözlerim yok; simsegin çakmasi gözlerimdir.
Kulaklarim yok; duyarliligim kulaklarimdir.
Bacaklarim yok; çabuklugum bacaklarimdir.
Kanunum yok; kendimi savunmam kanunumdur.
Stratejim yok; dogru öldürmem ve yasamimi dogru vermem stratejimdir.
Planim yok; firsati degerlendirmem planimdir.
Mucizem yok; dürüst kurallarim mucizemdir.
Prensiplerim yok; bütün kosullara adapte olmak prensibimdir.
Taktiklerim yok; bosluk ve doymuslugum taktigimdir.
Dogal yetenegim yok; zekami hazir tutmak dogal yetenegimdir.
Arkadaslarim yok; aklim arkadasimdir.
Düsmanim yok; dikkatsizligim düsmanimdir.
Zirhim yok; yardimseverligim zirhimdir.
Kalem yok; degismezligim kalemdir.
Kilicim yok; zekam kilicimdir.




April 17
TANISTIRAYIM TOMBAK:)
SIZDE KENDI HAYVANIM OLSUN ISTIYOSANIZ KENDI SPACE SINIZDE
Öncelikle bu siteye giriyoruz
http://bunnyherolabs.com/adopt/Ardından beslemek istediğimiz hayvanı seçiyoruz.Loading yazan bölüm dolduğu zaman sayfa açılıyor.Burada ise hayvanımızın rengini ve ismini ayarlıyoruz. Bunu da yaptıktan sonra finishe basıyoruz.Karşımıza kodların bulunduğu bir sayfa çıkıyor.Bu kodlardan ''if you are using myspace, friendster or ********: copy and paste this code''yazan yani 2.olan kodu kopyalayıp spacemizde HTML sekmesini kullanarak yapıştırıyoruz. Yapımı çok kolay,ayrıca hayvanınınız yanınızda..






İŞTE SİGARA NIN SONRAKI EVRESI:))SİZ BİLİRSİNİZ İSTERSENİZ DEVAM EDİN!!


ILGINC VE DEGISIK GITAR TASARIMLARI..MERAKLILARINA DUYRULUR!!









ÜNLÜLERİ HİÇ BÖYLE GÖRMEDİNİZ:))İŞTE FİLM YILDIZLARININ KARİKATÜZE HALLERİ:))

Alanis Morrisette&Antonio Banderas
Bruce Willis&A Bundy Csalad

George clooney&Sean Conerry
 
Coolio&Bill Cosby

Courtney Love&Dana Carvey

Dolly Parton&Ed Machamon

Albert Einstein&Elvis Presley

Fabio&Bill Gates

Jack Nichelson&Erich Honecker

Michael Jackson&Jim Carrey

Van Kilmer&John Goodman

Helmut Kohl&Madonna

Marilyn Monroe&Martin Laurence

Mel Gibson&Nicholas Cage

Prince&Robin Willams

Sammy Davis&Tom Selleck

Sharon Stone&Sylvester Stallone

Slash&Steffi Graf

Tom Hanks&Tom Cruise

Uma Thurman&X Aktak

Whoopi Goldberg&Weslwy Snipes

Will Smith&Woody Allen
March 19
LAMBAYI YAKMA Lambayı yakma, bırak, sarı bir insan başı düşmesin pencereden kara. Kar yağıyor karanlıklara. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. Kar... Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar... Ve şehir kör bir insan gibi kaldı altında yağan karın. Lambayı yakma, bırak! Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların dilsiz olduklarını anlıyorum. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum.
EINSTEIN ABIDEN BIR BULMACA BAKALIM NE KADAR DAHIYIZ:))VAR MI BULAN::))
EINSTEIN'IN BULMACASI
Acaba Dünyada Zeki olan %2 İnsandan birimisin. Bu soruda hiçbir şekilde şaşırtmaca yoktur, Tamamen mantığa dayalıdır. Mantıklı bir şekilde çözüme ulaşılabılır . Bol Şanslar!!! 1-) 5 Tane ev var hepsi ayrı renk. 2-)Her evde oturanın, ayrı bir uyruğu var. 3-)Hepside ayrı bir içecek içiyor, ayrı bir hayvan besliyor ve ayrı bir marka sigara içiyor. 4-)Bu 5 insanın hiçbiri öbürünün yaptığını yapmıyor. Yani sigarası ayrı, içeceği ayrı, beslediği hayvan ayrı ve evi ayrı.
SORU: BALIK kime ait? Açıklamalar:
1-) İngiliz kırmızı evde oturuyor. 2-) İsveçlinin köpeği var. 3-) Danimarkalı çay içiyor. 4-) Yşsil ev tam beyaz evin solunda duruyor. 5-) Yeşil evin sahibi kahve içmeyi seviyor. 6-) Palmall sigaraı içenin bir kuşu var. 7-) Ortadaki evde oturan süt içmeyi seviyor. 8-) Sarı evde oturan Dunhill sigarası içiyor. 9-) Norveçli birinci evde oturuyor. 10-) Marlboro içen Kedisi olanın yanındaki evde oturuyor. 11-) Atı olan insan, Dunhill sigarası içenin yanındaki evde oturuyor. 12-) Winfield sigarası içen, Birayı seviyor. 13-) Mavi evin yanında Norveçli oturuyor. 14-) Alman Rothmanns Sigarası içiyor. 15-) Marlboro içenin komşusu sadece su içiyor. Einstein iddia etmiştir ki; ''Dünya insanlarının 98 % i bunu Çözemez''
IMTIHAN DUNYASI
Dünya imtihanının sonunda kazanılacak veya kaybedilecek şeyler o kadar büyüktür ki; böyle ciddi bir akıbetle karşı karşıya bulunan akıllı kimselerin lâubâlîce yaşamaları düşünülemez.
Allahım! Beni bana unuttur ve kendimden bahsetmeyi ruhuma kerîh göster!.
Değil mi ki Allah’a inanıyoruz, günahkar da olsak bahtiyarız!.
BU BOLUMDE FAIDELI SEYLER VAR HABERINIZ OLSUN!!
MICROSOFT VISTA ILE ILGILI SON GELISMELER ACIKLANDI..
Geçtiğimiz aylarda Microsoft tarafından geliştirilen ve Windows XP'nin yerini almasa beklenen gelecek nesil işletim sistemi Windows Vista'nın beta sürümü yayınlandı. Temmuz 2005'de MSDN ve TchNet üyelerine ve az sayıda beta tester'a sunulan 1. betadaysa konularımızda yer almayan biçook yeni özellik arayüz değişikliği olduğunu gördük. Microsoft Vista'nın geliştirilme planı çerçevesinde Kasım 2005'de 2. betayı, Nisan 2006'da kullanılabilir örneğe çok benzeyen RC1 sürümünü ve nihayet Ekim 2006'da ticari sürümü çıkaracağını duyurdu.
Beta 1 incelendiğinde arayüzde geleceğe yönelik köklü değişiklikler yapıldığını göreceksiniz.
Kurulum Windows Vista Beta 1'in WP'den daha sadee ve daha kolay. Vista'yı iki şekilde kurmak mümkün, Windows WP'den başlayarak yeni bir disk bölümüne (partition) temiz bir kurulum olarak (terfi olarak değil) veya boot edilebilir DVD'yi kullanarak mevcut işletim sistemini silerek. Burada şuna dikkat çekmek gerekir. Kurulum DVD halinde geliyor. Microsoft'un deneme amaçlı dağıttığı Vista kopyalarının x86 ve x64 versiyonları sadece DVD medyası olarak sunuluyor. Bu geçici bir uygulamaolabilir; çonkü bazı BitTorrent sitelerinde Vista'nın CD'den kurulum gerçekleştiren hafifletilmiş versiyonlarını bulmak da mümkün.
Genel olarak bakıldığında XP den daha kolay kurulum ve arayüze sahip olan Windows Vista'nın da bası eksileri var. Örneğin Windows Media Player eksikliği. Vista ile birlikte gelecek oynatıcının versiyon numarası büyük olasılıkla 11 olacak. Vista'nın 1. betasına bakıldığında. WMP 10 ile birlikte derlendiği görülüyor. WMP 10, ortalama bir kullanıcı için yeterli gibi görünse de fazla yer kaplaması, DivX'ler için altyazı desteği, sunmaması, kare oranını (16:9 / 4:3) değiştiriememesi, klavye kısayollarının kısıtlı olması, arayüzünün yeterince açıklayıcı olmaması gibi dezavantajlara sahip. Microsoft'un karşısında BSPlayer, VLC Media Player, JetAudio, Winap gibi başarılı örnekler varken Media Player'a çeki düzen vermemesini anlamak mümkün değil. Umarız WMP11'de bizi hayal kırıklığını uğratmaz.
Birkaç yıl boyunca internet Explorer'in geliştirilmesini ihmal eden Microsoft, Mozilla Firefox'un başarısı karşısında bir ders almış olacak ki Windows Vista ile sunduğu yeni web tarayıcısında dişe dokunur değişiklilerle karşımıza çıkıyor. Uzun süredir beklenen özellikler arasında daha yüksek göenlik seviyesi, web sayfalarını sekmelere yerleştirme ve Google arama motoronu kolay erişim bulunuyordu. Biz, tüm bu özelliklerin SP" ilebirlikte sunulmasını bekleniyordu fakat Mirosoft sadece dosyaların / ActiveX nesnelerinin indirilmesini ve yüklenmesini engelleyen güvenlik önlemleri, bir pop-up gönleyici ve tarayıcı eklentilerini yönetmemezi sağlayan basit bir arayüz sunmuştu. Vista Beta 1 ile sunulan internet Explarer 7 incelendiğinde, bu tarayıcının beklentilerin ötesine geçmese de en azından beklentileri karşıladığı görülüyor. Yeni İnternet Explorer, Firefox kullanıcılarının çoğunu eski web tarayıcılarına dönmeye ikna edecektir. Beklenen özellirlerden ilki olan siteleri sekmelere yerleştirme özelliği internet Explorer'a başarılı bir şekilde adapte edilmiş. Uygulamanın adres çubuğunun altında sıralanan sekmelere tıklayarak siteler arasında hızlı geçiş yapılabiliyor. Yeni bir sekme oluşturabilmeniz için en sağ sekmeden sonraki boş sekmeye tıklamamız yeterli. Sekme açmak ve kapamak için CTRL + T veCTRL + W tuş kombinasyonları kullanıbabiliyor.
Kısacası Microsoft yeni Windows Vista ile birçok yeniliği kullanıcılarını sunuyor.
http://www.erenet.net
İstanbul'da olması beklenen depremle ilgili önemli ve yeni bilgiler" konulu rapor, Fransız, Türk ve Japon bilimadamlarının ortak çalışması sonucu hazırlanmış. Raporda bilgiler felaket!Rapora göre: Deprem 80 saniye ile 3 dakika arasında sürecekmiş. "En güvenli yer neresi?" sorusuna ise Japon bilimadamının yanıtı korkunç: 'İstanbul'dan olabildiğince uzak her hangi bir yer.." Prof. Dr. Osman Görgülü, Prof. Dr. Machu Koe, "İstanbul'da olması beklenen depremle ilgili önemli ve yeni bilgiler" konulu rapor Fransız, Türk ve Japon bilimadamlarının ortak çalışması sonucu hazırlanmış. Aşağıda okuyacağınız dehşet veren bilgiler, Kandilli Rasathanesi, Marmara Deprem Araştırma Enstitüsü'nün 25 Nisan 2003 tarihinde teslim ettiği 'Marmara Denizi Fay Yapılanması, deprem olasılık ve senaryoları adındaki araştırmasına dayandırılmış.
Buna göre: 'Marmara Denizi'nde üç ana fay hattı üzerinde 117 adet İstanbul'a dikey atımlı fay tesbit edildi. Olası depremin büyüklüğünün minimum 7.2, maksimum 7.8 olacağı belirtilmiştir. Tüm ana ve yan fay hatlarının kırılma ihtimalinin yüzde 84, tahmini deprem tarihininse 2-9 yıl arası olacağı tahmin edilmiştir. Depreme alışık Japonlar'ı bile hayrete düşüren yaprak damarlarını anımsatan bu fay oluşumunun İstanbul Anadolu Yakası'na uzaklığı sadece 6 km.'
Bilgiler felaket... Yine aynı raporun deprem senaryo kısmına göre, deprem 80 saniye ile 3 dakika arasında sürecekmiş. 17 Ağustos'ta hayatımızı karartan depremin sadece 45 saniye sürdüğünü düşünecek olduğunuzda... İşin vahametini anlayabiliyor musunuz?
- Peki depremden en fazla etkilenecek bölgeler?'İstanbul'un Enadolu Yakası'nın tüm kışı şeridi (Kartal, Maltepe, Bostanci, Erenköy...) Bostanci ile Çekmeköy baslangıcı arasındaki, eskiden göl olduğu kesinleşen bölüm, E-5 karayolunun kuzeyinde kalan kısmın 4-8 km.'lik bölümü.'
- Ya binalarımız? 'Sadece Anadolu Yakası'nda tamamen yıkılacak konut sayısı 481,000. Oturulamaz durumda olacak 917,000.
- Ya 'yeni' ve 'sağlam' yapılar? 'Deprem sahasının yakınlığı nedeniyle yeni ve sağlam binaların da yüzde 80 oranında etkileneceği belirtilmis. Bu nedenle konut yapımında çok sıkı ve özel kurallar getirilmesi istenmiştir. Depremden etkilenecek bir diğer yer ise Avrupa Yakası'nın Büyükçekmece, Avcılar Sahil kesimi.
- Peki güvenli yer yok mu? 'Herşeye rağmen İstanbul'da kalmak isteyenler için: Anadolu Yakası'nın Karadeniz kıyısının batısı ve İçkuzey kismi (Çekmeköy, Kozyatagi) Avrupa Yakası nisbeten biraz daha iyi.. Özellikle Şişli, Maslak ve Sarıyer'in iç kesimleri, Sultan Çiftligi, Kemerburgaz ve Karadeniz kıyısının doğu kesimi etki açısından 4. derece olarak gösterilmiş.
Olunmaması gerekli yerlerin başındı Pendik iç ve kuzey, Adalar (bilhassa Büyükada doğu) Sahil yolu, Kartal... Batı yakasında ise: Nişantaşı, Yeşilköy, Florya, Bağcılar ve Avcılar yer almaktadır..
'En güvenli yer neresi?' sorusuna Japon bilimadamının yanıtı korkunç:
'İstanbul'dan olabildigince uzak her yer güvenli'
'Deprem anında enkaz nedeniyle ölü sayısı 685,000 ile 1.260,000 kışı olarak tahmin edilirken, deprem sonrası salgın hastalıklar, intihar ve iç karışıklık nedeniyle ölenlerin sayısının 300,000 binden fazla olacaği tahmin ediliyor.'
Eğer deprem anında ölmediyseniz bile, sonradan yaşamanız da pek mümkün görünmüyor. Zira, rapora göre, depremden hemen sonra İstanbul'un 'Karantinaya alınması' gerekiyor. İstanbul'un kalabalık ve yerleşimindeki düzensizlik nedeniyle enkaz ve yardım bekleyenlerin yüzde 65'ine ilk 2 ay ulaşılamayacaği, bu nedenle ölü sayısının ve kargaşanın artacağı ifade ediliyor.
'Sadece İstanbul değil, Türkiye ekonomisinin yüzde 75'lik kısmının tamamen yok olacağı, dünya ekonomisinin kriz tehlikesi ile karşılaşacağı da rapora eklenmiş.'
Bu bilgilerin altında Dr. Osman Görgülü'nün imzası var. Kendisi için ' İ.Ü. Yerbilimleri Ana Bilimdalı Öğretim Üyesi ve AKOM (Afet Koordinasyon Merkezi) eski Danışmanı' denilmiş...
Prof. Dr. Osman Görgülü, Prof. Dr. Machu
OKUMADAN GECMEYIN DERIM HERKES ICIN MUTLAKA BIRSEY VAR!!
AMAN DIKKAT!!DIKKATLICE OKUYUN VE NE KADAR PROFOSYONEL HIRSIZLAR KOL GEZIYOR ANLAYIN VE DIKKATLI OLUN!!
| |
|
>Artik hirsizlar, olayi >profesyonellige cevirmis durumda, aman dikkat!!! >Yasanmis olaylardir... >1- Kari-koca gece evlerine donduklerinde koridorda bir >> > >> > >> >> > > >> > adamla
| karsilasirlar.
| |
|
Bir anlik saskinliktan >sonra yabanci adam >>bayana donerek "Madem bu geceyi kocanla >> > >>gecirecektin, >> > >> > >> >> > > >> > niye beni cagirdin?" diye hisimla sorar ve >> > >>kizginligini >belirten bazi hareketlerle evden bir anda cikar. >>Tabi >kari-koca bu olaya bir anlam veremez baslangicta >>fakat >erkek, karisina bu olaydan oturu bir hayli kizar ve hatta >onu bosayacagini soyler. Aradan bir kac gun >>gectikten >sonra Karakol'a cagirilan kari-koca, yakalanan suclu >>ile >yuzlestirilir ve olayin aslinda bir hirsizlik oldugu >anlasilir. >2- Yine kari-koca evlerine donduklerinde evin icinde >>bir >yabanci gorurler, bu kisi gayet sik bir takim elbise giymis >ve elinde telsiz olan birisidir. >Karsilasma aninda yabanci, evsahiplerine "Evinize >>hirsiz >girdigi yolunda komsulariniz tarafindan ihbar aldik, >>ben >sivil polisim, evi kontrol etmeye geldim" >der ve devam eder, "Beyefendi asagida sokagin >>kosesinde >ekip otomuz var, vakit
| kaybetmeden
| |
|
siz ekip otosuna >gidip >sikayet dilekcesi doldurun." der ve erkek hizla >>asagiya >iner. Yabanci "Hanimefendi siz de ziynet esyasi >> > >>veya >paraniz varsa onlari kontrol edin" >der, bayan hemen altinlarinin bulundugu yere gider >ve >> > sevincle "neyse hala yerinde duruyorlar" demesiyle; >> > >> > >> yabanci >>bayanin kafasina agir bir seyle vurur. Yabanci da >bayanin >>cikardigi yerden altin, para, v.s.leri alip hemen >> > >> > >> kacar.Koca >ekip otosunu bulamayip evine geldiginde karisinin >> > >> > >> >> > > >> > baygin, >altinlarin da calinmis oldugunu gorur.. >> > >> > >> >> >XXXXXXX COK ONEMLI >>XXXXXXXXXXXXXX >> > >> > >> >> > >> >> >Ozellikle bayan arkadaslar dikkat ....... >> > >> > >> >> >Insanlar taksiye bindigi
| zaman
| |
|
cantasini hemen yanina >koyar >> > >> > >> >> >ya...Bunu bilen uyanik taksiciler soyle bir olay >> > >> > >> gerceklestiriyorlar. >> > >> > >> >> > >> > >> > >> >> >Bahsettigim >> > >> > >> >> >bayan yorgun argin bir taksiye biniyor ve cantasini sag >>yanina
> >> > >> >> >koyuyor.Bir nefesleniim falan derken sofore gidecekleri >>
>>istikameti >> > >> > >> >> >soyluyor ve cantasindan selpak almak uzere sag yanina >>donuyor >>ki >> > >> > >> >> >canta yok!! Once bir
| araniyor
| |
|
bakiyor yere,saga-sola >canta >>yok!! >> > >> > >> >> > >Taksiciye >>
>> > >> >> >soyluyor "cantam ile bindim fakat cantam simdi >> > >>yok
| cek
| |
|
kenara" >> > >> > >> >> >diye.Taksici >> > >> > >> >> >gayet piskin "ne biliim teyze ben senin >>?antani.unutmussundur , >> > >>bir >> > >> >
>> >yerde.inmek mi istiyorsun" diyor.Ama teyzem >uyanik."Hayir" >>diyor >> > >> > >> >> >"devam et"."Herhalde unuttum biryerde.Inecegim yerde ben > >>sana >>
>>evden >> > >> > >> >> >parani oderim".Yol uzerinde bir karakolun
| onunden
| |
|
>> > >> > >> gecerken,isiklarda >> > >> > >> >> >> >duruyorlar.(Teyzem o istikametten goturuyor cunku taksiyi!)Tam >> > >> > >> >> >karakolun onunde aciyor teyzecim kapiyi memuru >>cagiriyor.Taksiyi >> > >> > >> >> >kenara cektirip bir cirpida anlatiyor olayi.Meger >polisler >>bu >> > >>olayi >> > >> > >> >> >bilirmis.Polis memuru taksiciye hemen "bagaji
| ac"
| |
|
>>diyor.Bagaji >> > >>bir >> > >> > >> >> >aciyorlar ki bagajda >> > >>bir adam!!!!Binen musterinin sag ve >> >
> >> soltarafina >> > >> > >> >> >bagajdan dogru,cok ozenle yapilmis,farkedilmeyen >delikler >> > >>aciyorlar >> > >> > >> >> >ve hooop cekiyorlar cantayi bagaja!! Canta cok buyukse >> > >>cekemiyorsa
> >> > >> >> >icine >>dalip cuzdani telefonu falan aliyorlar! >> > >> >
>> >TAKSIDE BAGAJLARA dikkat! >> > >> > >> >> >onemli not: taksicilerin adi olanlar? hala 5.000.000 Tl verildigi >> > >> > >> >> >halde 100.000
| Tl
| |
|
verilmis gibi davranip soygunculuk >> > >> > >> yapabiliyorlar. >> > >>
>> >> >Vermeden >> > >> > >> >> >once >> > >> > >> >> >iyice kontrol edin. >> > >> > >> >> >ve
| mutlaka
| |
|
bu notu cevrenizle paylasin. >> > >> > >> >> >susmayin.. >> > >> > >> |
SEHİTLERİMİZE SAHİP CIKALIM!!
EKTEKI KARDESIMIZIN HASSASİYETINE SIZDE ORTAK OLUN!!BU VATAN KOLAY KAZANILMADI!!
Bir Site Koordinatörünün Bir Gazeteciye Yazdiklari..... Yusuf İnan (Genel Koordinatör)
Sayın Ayşem Yeğinboy (Yeni Asır Gazetesi); Yazılarınızı zaman zaman okuyorum. Bu gün Leyla Zana başlıklı yazınızı da okudum. Yazınızda Leyla Zana ve PKK militanı arkadaşlarını milletçe mağdur konuma sokmuş olduğumuzu yazıyorsunuz.
Siz hiç www.sehitlerolmez.com sitesini ziyaret ettiniz mi ? Bayramlarda şehitliklere gittiniz mi ? Şehit çocuklarının şehitlikteki hatıra defterine yazdıklarını okudunuz mu ? Şehit eşlerinin fuhuş bataklıklarına düşme tehlikesi içinde olduklarını,eşlerinin şehit olmasıyla idamlık bir aile gibi ortada kaldıklarına şahit oldunuz mu? Ailenizde şehit var mı ? Var ise, onların duygularını sordunuz mu ? Sizce şehit eşleri, Leyla Zana kadar kadın değiller mi? Alsancak Hocazade camisi veya başka camilerdeki şehit cenaze törenlerine iştirak ettiniz mi ? Kapıcı bir babanın, Hakim oğlunun cenaze töreninde yaşananları gördünüz mü ?
Şehitler Ölmez, Vatan bölünmez sözlerini söyleyenlere inat yazdığınız bu yazı nedeniyle sizi kınıyorum. Bu ülkede şehit yakınlarımı mağdur, yoksa bebek katilleri mi? Kendi vatandaşlarını işkencelerle öldüren PKK terör örgütü mü mağdur, ŞEHİT AİLELERİ mi mağdur? Kolsuz bacaksız, gaziler mi mağdur, Leyla Zana ve bölücü başımı mağdur?
10 yıldır hapisteler diye üzülüyorsunuz, peki 10 yıldır gencecik askerlerimizin kara toprağın altında olmaları sizi üzmüyor mu ? Leyla Zana' nın hayat hikayesini bir güzel öğrenmişsiniz, hangi şehidimizin hayat hikayesini Leyla Zana kadar biliyorsunuz ve köşenizde yazdınız, yazdınız da ben mi görmedim? Vahşi Kürt diye bu ülkede kime haksızlık yapıldı ? Bu Şehitler 10 Yıldır Toprağın altında. TSK 'da doğu kökenli ne kadar general var araştırdınız mı ? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı " benim ninem de kürt "demedi mi ? Şu an Sayın İçişleri Bakanı, Milli Eğitim Bakanı İzmir' li mi sizce ? İzmir Valisi Sayın Yusuf Ziya Göksu 'nun memleketini de bilmiyorsanız, bu köşede yazı yazmayınız. Sizce Çanakkale de koyun koyuna yatan "Kürt Mehmetler" ne için şehit oldular ? Onlar, Leyla Zana ve arkadaşları kadar akıllı değiller miydi?
Eğer vicdanınız size yol göstermiyor, aklınız sizi yanlış mecralara yönlendiriyorsa, bu ülkenin ekmeğini yiyerek, bebek katillerini mağdur ilan ederek ahkam kesemezsiniz! Leyla Zana ve arkadaşlarının yaptıkları tüm delilleriyle ortada iken, bağımsız yargı kararını 2. kez vermişken siz ne hakla suçluları "mağdur ediyoruz" diyebiliyorsunuz.
Lütfen bu yazınız nedeniyle Türk halkından ve şehit yakınlarından özür dileyiniz! Aksi halde sizin ve hala size kucak açan Yeni Asır gazetesinin tüm Türkiyede protesto edilmenizi sağlayacağız. Deniz Web Tasarıma ait 55 web sitesi ve www.sehitlerolmez.com sitesi özür dilememeniz halinde bu görevi seve seve yerine getirecektir. Sitelerin gücünü merak ediyorsanız günlük 50 milyon hit aldığını söyleyebilirim. Terör size ulaşmadan, hissedemediğiniz o acıyı, önceden hissetmeniz dileğiyle...
MUTHIS BIR ANLATIM VE COK ANLAMLI BIR HIKAYE!!OKUMADAN GECMEYIN DERIM.
>>>>Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu >>>> >>halde felsefe dersindedir. Ders başladığında, hiçbir şey >>>> >>söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve >>>>içerisini >>>> >>tenis topları ile doldurur. Ve öğrencilere kavanozun dolup >>>> >>dolmadığını sorar,Öğrenciler ittifakla kavanozun >>>> >>dolduğunu ifade ederler,Bu sefer profesör önündeki kutulardan >>>>bir >>>> >>tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza >>>>döker, >>>> >>böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki >>>> >>boşlukları doldurur.Ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup >>>> >>dolmadığını sorar,Onlar da "evet" doldu derler.Tekrar >>>> >>profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve >>>>içindeki >>>> >>kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl >>>>taşlarının >>>> >>aralarındaki boşlukları doldurur.Ve tekrar öğrencilere >>>>kavanozun >>>> >>dolup dolmadığını sorar,öğrenciler de koro halinde "evet" >>>>derler.Bu >>>> >>sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi >>>>alır >>>> >>ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan >>>>boşlukları >>>> >>doldurur. >>>> >>Öğrenciler gülerler! >>>> >>Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek "eveet" diyerek; >>>>ben >>>> >>“Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye >>>> >>çalıştım" der.Şöyle ki;bu tenis topları hayatınızdaki önemli >>>> >>şeylerdir; dininiz, >>>> >>ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, >>>>arkadaşlarınız ve >>>> >>sizin için önemli olan şeylerdir. Şayet diğer şeyleri >>>>kaybetseniz >>>> >>de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.O çakıl >>>>taşları >>>> >>ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; >>>> >>işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek >>>> >>şeylerdir."Şayet kavanoza önce kum doldurursanız..." diye, >>>> >>anlatmaya devam eder, "çakıl taşlarına ve özellikle de tenis >>>> >>toplarına (yeterli) yer kalmaz.Aynı şey hayatımız için de >>>> >>geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, >>>> >>israf ederseniz, önemli şeyler için vakit >>>>kalmayacaktır.Dikkatinizi >>>> >>mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. >>>> >> Çocuklarınızla oynayın. >>>> >>Sıhhatinize dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin >>>> >>ihtiyaçlarını karşılayın. >>>> >>Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. >>>> >>Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin. >>>> >>Gerisi hep kumdur. >>>> >>Bu ara bir öğrenci parmağını kaldırır ve sorar; "Pekiyi, o iki >>>> >>fincan kahve nedir?" >>>> >>Profesör gülerek: "Bu soruyu sorduğuna sevindim. Hayatınız ne >>>>kadar >>>> >>dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle >>>>bir >>>> >>fincan kahve içecek kadar vakit ayırın!"
>Uluslararasi ölçekte bir kadin arastirmasi >yapan sosyolog, dünyanin > >çesitli ülkelerinde kadinlara bir soru sormus. > >"Kocanizi baska bir kadinla yakalarsaniz ne yaparsiniz??? " SONUCLAR HAYLI KOMIK:))HELEDE TURK ISE:))SAKADIR DIYE UMUYORUZ:)) > >Soruya ülkelere göre verilen yanitlar ise söyle olmus: > >Isveçli : Neyimi begenmedigini sorarim. > >Rus : Evi terk ederim. > >Fransiz : Sesimi çikarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini > >isterim. > >Italyan : Kadini vururum. > >Ispanyol: Kocami vururum. > >Yunanli : Her ikisini de vururum. > >Türk : Benim kocam yapmaz
İTİBAR VE KARAKTER DENGESİ
Itibarı, içinde yaşadığın ortam belirler ;karakteri, inandığın doğrular...
Itibar, sandığın şeydir;karakter olduğun şey...
Itibar fotoğraftır;karakter ise yüz..
Itibar dışardan gelir; karakter içerden..
Itibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur;karakter giderken elinde olan..
Itibarin bir anda olur;karakterin , ömür boyunca..
Itibarin bir saatte öğrenilir; karakterin bir yılda açığa çıkmaz..
Itibar mantar gibi büyür; karakter sonsuza kadar sürer
Itibar zengin veya fakir yapar; karakterse mutlu ya da mutsuz..
Itibar insanların mezar taşına kazıdıklarıdır;karakter meleklerin ALLAH huzurunda senin için söyledikleri.
İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu
SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN GÜZEL BİLGİLER
Londra'daki King College Hastanesi Yaşlanma Bilimi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, vücudumuzun bize hayatımızı kurtaracak tam 15 ipucu verdiğini ortaya koydu. Sağlıklı yaşam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra'daki King College Hastanesi Gerontoloji (yaşlanma bilimi) Enstitüsü'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale, "Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz " diyor ve ekliyor: "Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor. "Prof. Wale'ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Wale'nin "İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu" dediği test şöyle:
1.Tırnaklar : Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yada; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.
2. Nefeslerinizi sayın : Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.
3. Gözler : Aynada gözlerinizden birine bakın. İris'in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.
4. Avuç içinize bakın : Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.
5. Hafıza kontrolü : Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karşılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.
6. Kas kontrolü : Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa,kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.
7. Görünüş : Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün. Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.
8. Tiroit misiniz? : Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda birşeye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.
9. Düz yürümek : Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.
10. Doğum kilonuz : Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
11. Beliniz kalın mı? : Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.
12. Tuvalet sıklığı : Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.
13. Nabız kontrolü : Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.
14.Dişlerinizi fırçalayın : Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.
15. Parmak uzunluğu : İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.
16. Ayak bilekleri : Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
Dr. Ahmet Cetinbudaklar

ALEMLERIN SULTANIN MIRAC'A CIKIS OYLUSU..
Mirac Kandili
Recep ayının 27. gecesine denir. Bu gecede Hz. Muhammed Mekke´deki Mescidi Haram´dan, Kudüs´teki Mescidi-i Aksa´ya götürülmüştür. Oradan da gökleri aşarak, Cenab-ı Allah´ın katına ulaşmıstır. Bu olaya Mirac denir. Beş vakit namaz, bu gecede farz olmuştur.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Mekke halkı, Peygamber efendimize, iman etmiyor, Müslümanlara, sıkıntı verip, işkence ediyorlardı. Resulullah efendimiz bu hale çok üzülüyordu. Hicretten bir yıl önce, elliki yaşında iken, Zeyd bin Harise hazretleri ile Taif’e gitti. Bir ay kadar Taif halkına nasihat ettiği halde, kimse imana gelmediği gibi eziyet ve işkence ettiler. Üzgün bir şekilde oradan ayrıldı. Doğruca amcasının kızı Ümm-i Hani’nin evine gitti. Ümm-i Hani, Peygamber efendimizin düşmanlarının çokluğunu düşünerek, evin önünde nöbet tutmaya başladı. Peygamber efendimiz, o gün çok incinmişti. Buna rağmen, abdest alıp, Rabbine yalvarmağa, af dilemeğe, kulların imana gelmesi, saadete kavuşmaları için dua etmeye başladı. Çok yorgun, aç ve üzüntülü olduğu için hasır üzerine uzanıp uyuya kaldı. O anda Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama buyurdu ki: “Sevgili Peygamberimi çok üzdüm. Mübarek bedenini, nazik kalbini çok incittim. Bu halde, yine bana yalvarıyor. Benden başka, hiçbirşey düşünmüyor. Git! Habibimi getir! Cennetimi, Cehennemimi göster. O’na ve O’nu sevenlere hazırladığım ni’metleri görsün. O’na inanmıyanlara, hazırladığım azabları görsün. O’nu ben teselli edeceğim.” Cebrail aleyhisselam, gelip uyur halde görünce, uyandırmaya kıyamayıp, ayağının altını öptü. Peygamber efendimiz hemen uyanıp, Cebrail aleyhisselamı karşısında görünce, “Ey Cebrail kardeşim! Böyle vakitsiz niçin geldin. Yoksa bir hata mı ettim. Rabbimi gücendirdim mi? Bana acı haber mi getirdin? diye sordu. Hz. Cebrail: “Ey bütün yaratılmışların en üstünü, yaratanın sevgilisi, Peygamberlerin efendisi, iyilikler ve üstünlükler kaynağı olan şerefli Peygamber! Rabbin sana selam ediyor. Hiçbir Peygambere, hiç bir mahlukuna vermediği nimeti sana ihsan ediyor. Seni kendine davet ediyor. Lütfen kalk, buyur gidelim.” dedi. Bunun üzerine beraberce Kâbe yanına geldiler. Sonra Cennetten gelen Burak adındaki beyaz hayvana binip, bir anda Kudüs’te, Mescid-i Aksa’ya vardılar. Geçmiş Peygamberlerden bazıların ruhları insan şeklinde orada idi. Cemaatle namazdan sonra mescitten çıkıp bilinmeyen bir Mirac ile, bir anda, yedi kat gökleri geçtiler. Cebrail aleyhisselam, Sidre’de kaldı. Peygamber efendimiz, Cenneti, Cehennemi, sayısız şeyleri görüp, Refref adındaki bir Cennet yaygısı üstünde olarak Kürsi, Arş ve Ruh alemlerini geçip, bilinmeyen, anlaşılamıyan, anlatılamıyan şekilde, Allahü teâlânın dilediği yüksekliklere ulaştı. Mekansız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı gördü. Hiçbir mahlukun bilemiyeceği, anlıyamıyacağı nimetlere kavuşup, bir anda, Kudüs’e ve oradan Mekke-i mükerreme’ye Ümm-i Hani’nin evine geldi. Yattığı yer henüz soğumamış, leğendeki abdest suyunun hareketi durmamıştı. Peygamber efendimiz sabahleyin Kâbe yanında Miracını anlatınca, işiten müşrikler, inkâr edip, alay etmeğe başladılar. Müslüman olmağa niyetli olanlar vazgeçtiler. Müşrikler, hazret-i Ebu Bekr’e gidip durumu anlattılar. Hazret-i Ebu Bekr, “Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir.” diyerek hemen Peygamber efendimizin yanına geldi. Yüksek sesle, “Ya Resulallah! Mi’racınız mübarek olsun! Allahü teâlâya sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere, hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlıyan yüzünü görmekle, kalblerini alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle ni’metlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur. İnandım. Canım sana feda olsun!” dedi. Resulullah efendimiz çok sevindi; bu samimi bağlılığından dolayı Ebu Bekr’e “Sıddîk” dedi. Bu adı almakla, bir kat daha yükseldi. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu.


Miraç, Efendimiz'in (sav) mübarek cismaniyeti ile yaptığı ve netice itibariyle mucize olan kutlu bir seyahattır. Bu kutlu seyahat, O'nun için de bizim için de her zaman bir iftihar vesilesidir.

Daha önce, Rahmet Peygamberi'nin (sav) yolculuğu ölçüsünde ve seviyesinde, hiç kimseye böyle bir yolculuk müyesser olmamıştır. Evrensel bir nübüvvetle gönderilen Nebiler Serveri'nin (sav), bütün enbiya-i izamın cihetü'l-vahdetini cami olması itibariyle bu kutlu seyahatinde farklı farklı sema tabakalarında bulunan enbiyanın hemen hepsinin bulunduğu makamdan geçerek onlarla görüşmesi.. vb. gibi karakteristik bir çizgi takip etmesi yönüyle, böyle bir seyahat, hem bir ilktir, hem de son. Böyle olduğu içindir ki o, ayrı ayrı her sema kapısını çaldığında Hz. Cebrail, O'ndan evvel kimseye açmamakla emrolunduğunu söylemiş ve "Bu kapılar şimdiye kadar hiç kimseye açılmadı." demiştir.

Burada bahis mevzu edilen "gök kapısı", "açılma" ve "yol verme" gibi ifadeler, elbetteki bizim anladığımızdan farklı şeylerdir. Dolayısıyla Cebrail'in (as) gök kapılarını Efendimiz'e (sav) açmasını yukarıya doğru yükselirken karşılarına çıkan bazı kapıların açılması şeklinde anlamak avamca bir yaklaşımdır.

Evet, Hatemu'l-enbiya olan Efendimiz'den (sav) önce hiç kimseye açılmayan kapılar, ilk defa O'na açılmıştır. Buradan hareketle, o kapıların Nebiler Serveri'nden (sav) sonra da bazılarına açılabileceği söylenilebilir. Ne var ki burada akla, "acaba ümmet-i Muhammed diğer peygamberlerden daha mı faziletli ki, kapılar kimseye açılmadığı halde onlara açılıyor?" şeklinde bir soru gelebilir. Hemen şunu belirtmeliyim ki, peygamberin fazilet, üstünlük ve hususiyeti onun peygamberliğine mahsustur ve herkes kendi miracı ile diğerlerinden farklıdır; yani her peygamber; hissi, duyusu, anlayışı ve şuuru ile mazhar olduğu mertebenin eridir. Onun arkasındakiler ise bu yolculuğu velayet kanatları ile gerçekleştirirler. Önemli olan, bu kutlu seyahati, Hakk'la münasebet içinde ve halkla beraber bulunma esprisi içinde gerçekleştirmektir. İşte bu yönüyle, zatında diğer insanlar enbiya-ı izama müsavi olmadıkları gibi onların yolculukları da peygamberlerin yolculuklarına müsavi olamaz. Ne var ki, İmam-ı Gazali, Muhyiddin İbn Arabi, İmam-ı Rabbani ve Üstad Bediüzzaman gibi bazı yüce ruh ve selim fıtratların, Efendimiz'in (sav) açtığı kapıdan, onun arkasında yürüyerek hakikat-ı Ahmediye'nin zılline ve cüziyetine ulaşmaları mümkündür.


TUZSUZ DELI BEKIR KARDESIMIZIN SPACE INDEN SIZLERLE PAYLASMAK ICIN ALINMISTIR..YUREGINE SAGLIK DELI BEKIR..






>>>GÜNÜN SÖZÜ: >>> >>>Günümüzde insanlar her seyin fiyatini biliyor, fakat >>> >>>hiçbir seyin degerini bilmiyorlar. >>> >>>Oscar WILDE >>>


  



January 23

HAYAT ADINA BİR OZET CAN YUCEL'DEN,ERTELEMEDEN HAYATI OKUYUN DERIM!!
>BİLMELİSİN Kİ ... >>> > > >>> > > Duvarda asılı diplomalar >>> > > insanı insan yapmaya yetmez. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, >>> > > anlam yükü o kadar azalır. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak >>> > > arasında, >>> > > çizginin nereden geçtiğini bulmak zor. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. >>> > > Gerçek aşkların da! >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla >>> > > ilgisi yok, >>> > > ne tür deneyimler yaşadığınızla var. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Aile hep insanın yanında olmuyor. >>> > > Akrabanız olmayan insanlardan >>> > > ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. >>> > > Aile her zaman biyolojik değil. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Ne kadar yakın olursa olsunlar >>> > > en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. >>> > > Onları affetmek gerekir. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. >>> > > Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın >>> > > dünya sizin için dönmesini durdurmuyor. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş >>> > > olabilir. >>> > > Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > İki kişi münakaşa ediyorsa, >>> > > bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. >>> > > Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. >>> > > Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır. >>> > > >>> > > Bilmelisin ki ... >>> > > >>> > > Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, >>> > > pişmanlığın uzun yıllar sürüyor. >>> > > >>> > > *Can YÜCEL*
  




"AFİTAP-I HUSN-U HUBAN AKIBET EYLER UFUL"
"BEN MUHIBB-İ LAYEZDİM LAUHİBBÜL AFİLİN"
("GÜZELLİK YÜZLERİN,GÜZELLİK GÜNESİN SONUNDA BATAR,
BEN FANİ GÜZELLİKLERİ DEĞİL,BATMAYAN VE SONU OLMAYAN GÜZELİ SEVERİM.")
(ANONİM)
ADINI YAZMISSIM KALBIME SILMEYE KIMIN GUCU YETER SEVIYORUM SENI YASAKTA OLSA
AYIRMAYA KIMIN GUCU YETER AKLIMDAN CIKARTSALARDA KALBIMDEN CIKARMAYA KIMIN GUCU
YETER BE SOYLE BIRICIK BEBEGIM
  
COCUKLUMUZUN CIZGI FILMLERI ARASINDA BIR GEZINTIYE NEDERSINIZ?HEP BERABER NOJTALJI TURUNA CIKALIM...
YAKARİ : Allahım ne kadar eski ve iç bayıcı bir çizgiydi bu. İlkokuldaydım, her akşam köftemi yer, Yakari'yi seyreder, sonra da yatardım. O kadar sıkıcı olmasına rağmen herhalde geç yatayım diye izliyormuşum? Bir atı, bir de yakarikikuuu yukurikikuuu diye öte öte dolaşan bir kartalı vardı. Herşey ağırçekim gibiydi bu çizgide, fenalık basardı insana. Çabucak ta biterdi, gayet embesil bir şeydi, işte bir nesil bunu izleyerek uyudu. MUSTİ : Çarpık ağızlı ve de gömlekli bir kedi yavrusunun maceralarını anlatırdı bu çizgi dizi. Ben bunun daha çok Milliyet Kardeş dergisindeki çizgiromanlarını hatırlıyorum, sene 1984, ilkokuldayım. Musti'nin pek bir olayı yoktu, tintin dolaşır, kirpi kardeş, tavşan kardeş, sevgi böceği tadında takılırdı. En önemli özelliği kollarıyla bacaklarını soba borusu gibi tuhaf tuhaf oynatarak yürümesiydi, sonradan aynı özelliği Star Wars'ta C-3PO'da görecek, Musti'yi rahmetle yadedecektik.
JUMBO JET SET : Bu da sanırım Yakari ve Musti gibi "Uykudan Önce" programında yayınlanan çizgilerden biriydi, Jumbo isimli çok şeker bir yavru uçağın (?????) maceralarını anlatırdı. Çok ta gaza getirici bir şarkısı vardı, bu eleman uçarken aşağıdan koyunlar, öküzler Jumbooo diye bağırırdı, tabii ben de hemen gaza gelir söylerdim. İşte ben uzun yıllar Jumbooo Juumbooo diye bağıra bağıra dolandım ortalıkta. ATOM KARINCA : Atom karınca süper güçlü bir karıncaydı, kellesindeki antenler cızzztt bızztt yapar, bizimki Süpermen'i utancından ağlatacak şekilde uçar, kahramanlıklar yapardı. Vallaha babam bunu pek severdi, herhalde ben de babam Atom karınca seyrettiği için maruz kalmışım. Babam gelecek yıllarda "atom karınca geliyooor" diye bağırmaya devam etti.
DEĞERLİ : Yaramaz köpek Değerli'nin en önemli özelliği "kih kih kih" diye gülmesiydi. Babamın favori çizgi filmlerinin başında gelirdi.Bu pire torbası it ortalığın tozunu atar, sahibesi yaşlı teyze de hiç bir şeyin farkında olmadığından "aferim canım benim" diye Değerli'yi pohpohlardı. Sanırım bu teyze Tweety'deki yengeye ilham veren karakterdir, belki de kuzeni bilem olabilir. ARI MAYA : Annemin anlattığına göre ben Arı Maya izlerken o da yemeğimi ağzıma tıkarmış?? Ben bunu izlediğimi hiç hatırlamıyorum ama resimli bir kitabı bile varmış bende. Bu da böyle kız mı erkek mi bilinmez bir arıydı, en azından ben hiç bilemedim, böle pösteki gibi yekpare bir saçı, çizgili donu vardı, çiçekten çiçeğe uçardı. Sevgi ve de mutluluk böcüğüydü kendisi.
NİLS VE UÇANKAZ : Bu çizgi film, Voltron'la beraber pazar sabahı uyumamızı engelleyen çizgilerden biriydi. Nils diye tembel bir çocuk artık sihirle mi, büyüyle mi neyse parmak kadar kalıyor, anaa pipim de bamya kadar oldu diye utancından kimsenin yüzüne bakamayacağı için kazına atlayıp çiftlikten kaçıyordu. Kazın ayağı ise başkaydı sayın seyirciler, ahaahahaa, evcil kaz Morton göçmen kuşlarla uçmayı kafasına koymuştu, azimle sıçan taşı deler sözünü kanıtlarcasına kendini kasarak uçmayı becermiş,o günden sonra bamya Nils olarak hatırlanan kahramanımız da bunun boynuna atlayarak çiftliği terketmişti. Serinin devamında bunların maceralarını izlemiştik. TONTONLAR : İşte bu Tontonlar, benim hayatta ilk fanatiği olduğum çizgi filmdi. HOP HOP HOP, DEĞİŞ TONTON diyerek biçimden biçime giren, form değiştiren, hamur gibi yaratıklardı bunlar, belki de o yüzden sevmişimdir. Ne var ki benim için büyük utanç kaynağı oldular, çünküm bu tontonlar bitince saatlerce ağladığım, ortalığı ayağa kaldırdığım, yıllarca bütün aile toplantılarında anlatıldı. O kadar fanatikmişim ki, tontonlu yastığım bilem varmış. Sarısı vardı bunların yastığın üzerinde, şimdilerde Aymar'ın reklamında kullanılan yaratık ta bize tontonları anımsatmaktadır.
KALIMERO : Ama haksızlık bu öyle değil mi? Kafasında yarım kabuğuyla dolaşan ve her macerasında "ama haksızlık bu öyle değil mi?" diyen minik civciv Kalimero herkesin sevgilisiydi. Bizde bunu en çok annem beğenirdi, (yahu bizde ailecek bir çizgi film meselesi var ama dur çözecem ben bunu) Çok şirindi, biraz da safdildi yanlış hatırlamıyorsam. Pt pıt dolaşır, başına bin türlü bela açar, kabak başına patlayınca da "ama haksızlık bu öyle dii miiii" diye sızlanırdı. Bizim nesil bu yerden bitme sayesinde haksızlıklara karşı sesini yükseltmeyi öğrenmiştir. TAŞDEVRİ : Büyük küçük herkesin sevgilisi olmuş fenomen bir çizgi filmdi, sadece çocukluğumuzda değil, hiç durmadan tüm hayatım boyunca yayınlandı, ben ömrümce Fred Çakmaktaş'la Barni Moloztaş izledim. Özellikle Fred'i seslendiren Sezai Aydın'ın başarısı bu çizginin popülaritesini çok etkilemiştir. Bunlar taşdevrinde yaşayan ama hertürlü modern eşyalara sahip tiplerdi. Filin hortumundan duş alır, pelikan kuşunu elektrikli süpürge niyetine kullanırlardı. Özellikle Fred'in bovling oynarken parmaklarının üzerinde yürümesine ve kaynanasını görünce "aaannneecciiğimmm" demesine çok gülerdik.
HEIDI : Kara saçlı ve domates yanaklı bir kızdı, kırmızı gömleği, pembe eteği ve kocaman bir poposu vardı, bu Heidi ne zaman dağlardan bayırlardan yuvarlansa eteği kafasına geçer, biz de bunun kocaman beyaz donlarını seyrederdik. Donlarını fora eden ilk çizgi karakter herhalde buydu. Keçi çobanı Peter'le dağbaşlarına çıkar oynaşırdı. En dikkat çekici bir diğer özelliği de yamuk ağzıydı. Bu kızın ağzı yanağından açılırdı. O da inadına o yamuk yandan ağzıyla "büyüükkbabaaa, büyüükbabaa" diye çığlıklar atar, büyükbaba da sussun diye buna keçi peyniri kızartırdı. Ah o peynirden nasıl canım çekerdi anlatamam. Sonradan Heidi büyük şehire inerek Clara ile arkadaş olmayı da ihmal etmedi. Ama peynirsiz yaşayamayacağı için dağlara geri dönmüştü. ŞİRİNLER : Şirinler 3 elma boyunda, mavi renkli ve de kukuletalı bir grup yaratıktı. Mantarların dibinde bir köyde yaşarlardı, köy imamı da Şirin baba diye sakallı muhterem bir zattı. Bunun donuyla şapkası kırmızı idi. Ama o da diğerleri gibi üstsüz gezerdi. Sonradan köye çirkin bir kız gelmiş, Şirin baba büyüleriyle kızı Britney Spears'a çevirmiş, ismini de Şirine koymuştu, Şirine yüzünden bütün şirinler birbirine girmişti. Bunların gözlüklü bilgin şirini, şişko aşçı şirini, uykucu tembel şirini, adaleli güçlü şirini vardı. Ama en güzeli peşlerindeki hain Gargamel'di, kedisi Azman'la bu dırdırcı Şirinler'i yakalamaya çalışır, birtürlü beceremezdi. Gargamel yıllar sonra sanal alemde bizim kuşağın en çok tercih ettiği takma ad olmuştu.
PEMBE PANTER : Herkes ıslıkla Pembe Panter'in müziğini öttürürdü, kendisi bizim ailede kısaca Pembo diye bilinirdi çünkü babam pek severdi bunu, bi samimiyetimiz vardı yani, pembo aşağı pembo yukarı ahahaah. Sessiz sakin dolaşır, olayları çözer, kuyruğunu eline alır sallardı. Peter Sellers'in oynadığı Pembe Panter filmleri serisinden sonra popülaritesi tavana vurmuştu. BASTIR VİKİNG : Bir Viking kabilesini maceralarını anlatırdı. Bunlar boynuzlu şapkalar takar, HAYDİ YALLAH HOP HOP HOP, HAYDİ YALLAH HOP HOP HOP diyerek küreklere asılır, maceradan maceraya koşarlardı. Buradaki asıl hikaye kaptanın Vicki isimli küçük çocuğuydu, hünsa bir karakterdi, erselik yani, kız mı erkek mi ben hiç anlayamazdım. Bunun da aklına hep olayı çözecek fikirler gelirdi ama önce burnunu karıştırır sonra buldumm! diye bağırırdı. Bu çizgi film güzel Türkçe'mize tatak kelimesinin eklenmesine vesile olmuştur.
AYI YOGİ : Bir grup arkadaşını yanına alıp acayip bir gemi ile dolaşan, maceradan maceraya koşan bir ayı idi bu. Sürekli efeemm diye konuşur, başına bin türlü iş açar, panik içinde sağa sola koşuştururdu. Düpedüz salaktı. Yanındaki küçük Bobi mi Bobo mu, o daha zekiceydi. Ama benim için en güzeli hergün yediğim Ayı Yogi'li baldı, şimdi olsa da alsak keşke , o Ayı Yogi şişesindeki balın kokusunu bilem hatırlarım hala. LAZERYON : Pazar akşamları yayınlanırdı. Takaşi isimli bir Japon çocuğu bilgisayarında net üzerinden bir robot tasarlamış, sonra birden uzay üssünün hatlarında bir karışıklık olunca bu robot aynen imal edilmişti. O zamanlar bizde interneti bırak bilgisayar bile yoktu. Lazeryon işte bu robottu, Voltron'un ışın kılıcı varsa bunun da lazer topu vardı. Tasarımcısı bu oğlan olduğundan Takaşi'yi Lazeryon'un pilotu yapmışlardı. Yavrum paso düşman robotlarla savaşır ama sonunda mutlaka kazanırdı. Olivia diye bir kız arkadaşı vardı, sarışın güzel bir şey. Takaşi uzayda robotları pataklar ama okulda hep Olivia'dan kötek yerdi.
HE -MAN : İlkokuldayken okuldan koşarak gelir artık pazartesi günü mü neyse He-Man'i izlerdik. Öykü acayip tiplerle dolu bir galakside geçiyordu, kahramanımız lepiska saçlı Prens Adam oldukça pısırıkken sihirli kılıcını havaya kaldırıp GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA, GÜÇ BENDE ARTIK deyip adaleli erkek He-Man'e dönüşür, iskeletor ve elemanlarıyla kapışırdı. Başı sıkışınca küçük cin Orko, General, General'in kızı Tila ve güzel Büyücü'den yardım alırdı. Her bölümün sonunda Orko uçarak ekranda belirir, bize o bölümden çıkartmamız gereken dersi anlatırdı. Ben bunun birsürü kartlarını falan toplamıştım uzun süre. He-Man'den sonra sıska tiplere İskeletora dönmüşsün demek moda olmuştu. SHE-RA : He-Man karakterinin kızkardeşiydi. Başka bir gezegende yaşıyordu çünkü bunları bebekken İskeletor bulmasın diye ayırmışlardı, o zamanlar Star Wars'ı henüz seyretmediğimizden anlamamış, yemiştik biz de bunu yeni bir hikaye diye! Bu hatun kılıcını kaldırır YÜCE RUHUN ADINA, ADIM ŞİİRAAA diye bağırır, birden tipi değişir, atının kanatları peydah olurdu. Bunun da çevresi gudik tiplerle doluydu, bazı maceralarında kardeşi He-Man gelir, kötüleri beraber pataklarlardı. He-Man kadar fenomen olamamıştı aramızda.

ROBOTEK : Eşi benzeri yapılmamış aşmış bir çizgidiziydi, hafta içi okul dönüşü izlerdik. Dünyayı uzaylılar istila etmiş, insanlar Robotek diye devasa bir gemiye iltica etmişlerdi, bu gemi alarm moduna geçtiği zaman katlanıp bükülerek robot haline gelir, uzaylılarla savaşırdı. Rick diye bir savaş pilotu, Minmey diye bir Çinli kız da vardı, bunlar aşk meşk yaşıyorlardı galiba, Minmey Çin restoranı açmıştı, yerel kıyafetler falan giyerdi. Müziği de muhteşemdi. Abimle izlerdik biz bunu, sonra da eski legolardan uzay gemileri yapmaya çalışır, uzay savaşları oynardık. VOLTRAN : İşte bir nesil bu Voltran yüzünden uykusuz kalmıştı, pazar sabahı erken kalkılır illaki Voltran seyredilirdi. Issız bir gezegene düşen bir grup pilotun maceralarını anlatırdı. Bu gezegenin güzel prensesi pilotlardan yer altındaki robot aslanları uçurmalarını rica etmiş, sonunda aslanlar biraraya gelerek , ben kolları oluşturuyorum, ben bacakları, ben de başşını oluşturuyorum, ve 3 kere VOLTRAN VOLTRAN VOLTRAN diyerek büyük robotu meydana getirmişti. Prensesi cariyesi yapmak isteyen yamuk tipli bir herifin çeşit çeşit robot canavarlarına karşı savaşır, illa biraz dayak yer, sonunda ışın kılıcı ile canavarı ikiye bölerlerdi, bu sıra da hiç değişmezdi. Bizim de kuzenlerle en sevdiğimiz oyundu. Allahtan prenses mavi aslanı kullanmaya başlamış ben de oyuna katılmıştım, çünkü aslan hakkı kutsaldı, kimse kimsenin aslanını alamazdı, yeşil aslan benim diyene, destur çek yeşil aslan Tolga'nın denirdi.
KAYIP DÜNYALAR : Muhteşem bir Fransız çizgi filmiydi, hafta içi mi, yoksam cumartesi mi yayınlanırdı hatırlamıyorum, çok etkileyici bir jenerik müziği vardı, Clementine'le beraber bize Fransızca sevgisi aşılayan ilk şarkılardandır. Bu çok acayip maceraydı, bir gezegenin katmanları arasında dolaşarak arzın merkezine, Arcadia kentine inmeye çalışan bir grup insanı anlatıyordu. Arcadia kelimesi beni büyüler, kafadan ata ata şarkısını söylerdim. Gayet karamsar, ciddi bir çizgi filmdi. ESTEBAN : Güney Amerika'da geçen çok zevkli bir çizgi filmdi. Esteban diye bir oğlan, yanında küçük bir kız ve yerli bir çocukla İnkaların altın şehrini arardı, bunlara yardımcı olan Mendoza diye bi de herif vardı. Bu kızla Esteban nihayet dillere destan altın kuşu bulmuşlar, boyunlarındaki yarım madalyonları takarak kuşu kaldırmışlardı efendim. Sonradan ne kuşlar kaldırdılar bilemem, bunlar kardeş mi çıktı, yoksam o kız, Mendoza'nın kızı mıydı, böyle çapraşık işler vardı. Küçücük çocukların beynini o zamanlardan yıkayıp pembe dizilere, Aliyelere hazırlıyorlardı yani.
ŞEKER KIZ CANDY : Bu çizgi film sonradan özel kanallarda sıkça yayınlansa da asıl popülaritesini TRT'de gösterildiğinde kazanmıştı. Çok eskiydi, seyrettiğimiz ilk kocaman gözlü, kabarık sarı saçlı, acı çeken kızlı japon çizgisiydi. En acıklı bölümünde Candy'nin sevgilisi Anthony attan düşüp beyin üzeri çakılarak Hakkın rahmetine kavuşmuş, Candycik "eentınii, eentiiniii" diye ağlamaktan helak olmuştu. Anneme sorsanız "ah çok ağladık Entıni'ye" diye hala hatırlamaktadır. Sonradan Candy orospu olmuş, bir sürü sevgili eskitmişti. Sonunu hiç izlemedim ben bunun. POLLYANNA : Bildiğimiz klasik romanın bolca melodram öğesi eklenerek uzatılmış güzel bir çizgi versiyonu idi. Bu yayınlanırken ben ilkokul sonda idim, kursa gittiğim için Pollyanna'yı kaçırır, üzülürdüm. Bazı bölümlerini teyzem videoya kaydedip bana izletmişti, nedense hastası olmuştum ben bu dizinin. Ama sonunu seyredememiştim. Onun yerine elli kere falan kitabını okumuştum.

ALİS HARİKALAR DİYARINDA : Bu da klasik öykünün güzel bir uyarlamasıydı, tavşanın peşinden koşan Alis acayip bir memlekete geliyor, türlü türlü maceralar yaşıyordu. Renkli, eğlenceli, çerez niyetine bir çizgi diziydi.
ŞEKERPEMBE : Ah Şekerpembe unutulmaz bir klasikti, TRT'nin Cumartesi'den Cumartesi'ye isimli kuşağında yayınlanırdı. Bunlar bir adada yaşardı, küçük bir oğlan, bir de bu oğlanın e'leri eze eze "şekerpiembee, şeikerpembee" diye ünlediği pespembe bir deniz dinozorunun maceralarını anlatırdı. Bunlara akıl veren gözlüklü, bilge bir yunus ta vardı, o da bir mağara da yaşıyordu, dinozor yüze yüze tam mağaraya gider, oğlan arkasından "şiekerrpieembee" diye başlardı. Duydum ki bu oğlan Brokeback dağına taşınmış büyüyünce, kovboy olmuş, o derece yani!
AYAKKABILAR : Eskiden TRT'de her Cumartesi sabahı yayınlanan çocuk kuşağında izlemiştik bunu sanırım. Ama ben ortaokuldayken de şarkısı pek meşhurdu, şu şu şu şuuu pipıılll die uzata uzata söylerdik, ne günlerdi!
ŞNORKELLER : Deniz altında yaşayan birgrup yaratığın maceralarını anlatırdı. Cumartesileri TRT'de yayınlanırdı. Her bölümün başında önce bu şnorkelleri keşfeden kaybolmuş bir kaptan mı ne varmış, onun hikayesi anlatılır, sonra kamera yavaş yavaş alçalır, suyun derinliklerindeki kahramanlarımızın maceraları başlardı. Çok eğlenceliydi. Mesela barları bile vardı, bi tane ahtapot davul çalardı, böyle matrak bir yerdi.
KÜÇÜK PRENSES SARA : TRT'nin Cumartesi kuşağında yayınladığı çok acıklı bir çizgi diziydi. Hindistan'da büyüyen Sara'yı babası Londra'da bir kız okuluna yazdırmış, sonra iflas ederk ölünce Sara da okulda hizmetçi olmuştu. Allahım ne çileler çekti, şımarık zengin kız Lavinia buna ayakkabılarını bile boyatmıştı. Ben bu dizinin hastasıydım ama her hafta seyredemezdim çünkü o zamanlar biz annemle cumartesileri ya Süheyla teyzeme ya da Selma teyzeme giderdik, ben çığlık çığlığa ağlasam da otobüse yetişmek için kös kös annemle çıkmak zorunda kalırdım. Birgün aslında Küçük Prenses'in meşhur bir çocuk kitabı olduğunu öğrendim, Allaaaa, annemle İstanbul'u altüst ettik, Cağaloğlu yokuşuna bile tırmandık, sonunda Beşiktaş'ta bulduk kitabı. Ben de Küçük prenses Sara'nın maceralarını defalarca okudum. ÇİÇEK KIZ LULU : Ben bunu çok severdim, Lulu isimli kız aslında Çiçek ülkesinin prensesi olduğunu öğrenmişti, ama ülkesini kurtarmak için Yedi Renkli Çiçek'i arayıp bulması gerekiyordu. Yanına kedisiyle köpeğini alıp dünyayı gezmeye başlamıştı. Bunun bir çiçek anahtarı vardı, bu anahtarı bir çiçeğe doğru açar LEY LUUU LEY LUU deyince hoop üzerindeki kıyafet değişirdi. Böylece her ortama uygun elbise giyebilirdi. Lulu'yu mavi entarili kötü bir kadınla, kadının uşağı olan kunduz cinsi bir yaratık kovalardı. Bu kız yedi renkli çiçeği bir türlü bulamamış, nihayet kös kös eve dönüp çiçeğin evin bahçesinde açtığını görmüştü. Sonunda çiçek ülkesine giderek Seli isimli oğlanla da işi pişirmişti. Her bölümün sonunda çiçek dilinde bilmemne şu anlama gelir diye bir çiçek tanıtılırdı.

CLEMENTINE : Her cumartesi TRT'de yayınlanırdı, muhteşem Fransızca bir jenerik şarkısı vardı. O günün çocukları arasında bugün ekol olmuş bir dizidir. Bu Clementine uçak kazası geçirip sakat kalmış bir kızcağızdı. Birgün buna kocaman bir küre içinde uça uça Hemera diye güzel bir cadı geliyordu. Sonra Clementine bu cadıyla dünyayı gezerek maceradan maceraya koşuyor, yürüyor, uçuyordu. Bu dizide çok korkunç ateşten adamlar vardı. Bir çizgiden umulmayacak kadar kanlı ve vahşiydiler, Clementine bunlara karşı savaşır, paçası sıkışıp korkudan altına ettiği anlarda Hemera uçan küresinin içinde gelir, Clementine'i alır götürürdü. Biz de kafadan ata ata şarkısını söylerdik. CİCİ KIZ GEORGIE : TRT'nin sarışın kızlı çizgilerinden biriydi. Bunun da özellikle sapık bir öyküsü vardı. Avustralyalı bir çiftçi nehir kenarında ölmek üzere olan bir kadın buluyor ve kadının kızı Georgie'yi evlat ediniyordu. Gelgelelim adamın 2 oğlu birden kıza aşık oluyorlardı. Georgie büyüyüp serpilince böyle saçları gözlerinin üzerine düşen bir İngiliz Lordu'na aşık olmuş, Londra'ya kaçmıştı, tabii bunun peşinden giden abisi hapse düşmüştü. Bu çizgidizinin tarihe geçen sahnesinde Georgie nehre düşerek donma tehlikesi geçirince, abisi bunu çırılçıplak soyarak kendi de soyunup üzerine yatmış, ten ısısıyla onu hayata döndürmüştü. Dizinin sonunda kızımız zengin ama hastalıklı oğlanı bırakıp fakir ama taş gibi eski abi Abel ile mercimek fırında yapmış, bir oğlan bilem doğurmuştu, gördüğümüz ilk sevişen çizgi karakter bu Georgie idi.
SEVİMLİ HAYALET CASPER : Bunun belli bir saati yoktu, her an karşınıza çıkabilirdi. Arkadaş bulmak için dolaşır, ama bunu her gören hayalet görmüşe döndüğü için kimseye yaklaşamazdı. Sonunda bir kahramanlık yaparak herkesin sevgi ve hayranlığını kazanırdı. Yıllar sonra sinema filmi bile yapılmıştı. JETGİLLER: Taşdevri'nin gelecek çağlarda geçen versiyonuydu, bunların da herşeyi egzantrik ve moderndi. Hizmetçileri robottandı, araba yerine uçan daireleri vardı doğal olarak. Bende fazla bir heyecan uyandırmazdı gelgelelim.
80 GÜNDE DEVRİALEM : Jules Verne'in meşhur romanının serbest bir uyarlamasıydı bu dizi, çünkü bütün karakterler kedi, aslan, puma çita ve sair kedigillerden oluşuyordu. Yalnız Phileas Fogg'un uşağını başka bir cinsten hayvan oynuyordu, Prenses Ouda bembeyaz Van kedisi gibi bir kediydi mesela. Öyküsü güzeldi ama o tam takım ful aksesuar giyinmiş centilmenin pantolonunun kıçından böyle sırma gibi bir kuyruk çıkıyor olması felaketti. 15, 16 yıl önce seyretmiştik biz bu diziyi, olasılıkla TRT'nin yazın yaptığı Tatil Ekranı kuşağında. RED KIT : Gelmiş geçmiş en hızlı silah çeken kovboydu, gölgesinden bile hızlı ateş eder, sürekli Joe, Jack, William ve Avarel Dalton kardeşlerin peşinden koşar, aptal köpek Rin Tin Tin'in başını beladan kurtarır, emektar atı Düldül ile muhabbet ederdi. Red Kit herkesin sevdiği bir klasikti, Milliyet gazetesi yıllarca bunun çizgi romanını vermişti. Red Kit her maceranın sonunda ortadan kaybolur, batan güneşe doğru atını sürerken, ben yalnız bir kovboyum diye şarkı söylerdi. Kıyafeti hep aynıydı, ama yıllar sonra sigara içmeyi bırakmış, onun yerine ağzında bir ot taşır olmuştu. Sarah Bernhard'la, Kalamiti Jane ile maceralar yaşamış, bir keresinde Nensi diye bir kızla nişanlanmıştı. Çinli çamaşırcı, akbaba cenaze levazımatçısı en sevilen tiplerdendi. Posta arabası şirketi Wells Fargo Co. sloganı Yolculukta Banko idi. Kızılderililer'le barış çubuğu içer, Papatya Kasabası'nı korur, posta arabalarına eşlik ederdi. Kusursuz adamdı. Aşıktım herhalde ben Red Kit'e.

TRANSFORMERS : Hayatımıza Star1 ile girmiş bir çizgi filmdi, özellikle oğlanlar daha çok severdi bunu. Çünkü araba ve kamyonlar hakkındaydı. Kahramanımız arabalar hızla giderken birden bükülüp katlanmaya başlar ve robota dönüşürlerdi. Sonra da bir güzel kötülerle dövüşürlerdi. Oyuncakları da heryeri kaplamıştı, epey popüler olmuştu. MY LITTLE PONY : Allahım, minik kanatlı, lüle lüle yeleli, kuyrukları kurdeleli beygirler oradan oraya uçuşur, biz de ağzımız açık seyrederdik. Bunların sonradan çılgın gibi oyuncakları çıkmıştı. Benim de bir tane pony silgim vardı, mor yeleli ... Sanırım bunların kraliçesi alnında boynuzu olan bir unicorn idi. Fakat bu dizinin ana fikri neydi hatırlayamıyorum.
NİNJA KAPLUMBAĞALAR : Türk gençliğine pizza sevgisi aşılayan çizgi filmdir. Bu dizide Japon Sensei Splinter, 4 tosbağası ile yeraltında saklanırken Shredder'ın mutasyon ışınlarına maruz kalıyor ve en son lağım faresine dokunduğu için fareye dönüşüyordu. Tospaalar da insana benziyorlardı. Splinter bunlara en sevdiği Rönesans sanatçılarının isimlerini takıyor ve Shredder'in üzerine salıyordu. Bunlar hep yeraltında lağımda yaşıyor ve sürekli ama sürekli pizza yiyorlardı. Bunlara yardım eden bir de televizyoncu kız vardı, April. Bu April'in sarı bir tulumu vardı ve başka hiçbirşey giymezdi. Severek izlerdik biz bu kaplumbağaları. DENVER SON DİNOZOR : San Fransisko'da mı Kaliforniya'da mı ne öyle bir memlekette geçerdi. Bir grup oğlan arka bahçeyi kazarken eşşek kadar bir yumurta bulmuşlar, yumurtadan dana kadar bir dinozor çıkmıştı, mavi gözlü sevimli dinoya, Denver adını takmışlar sonra da beraber alemlere akmışlardı. Bu Denver'a söfçü şortu ve güneş gözlüğü giydirip plaja götürürler, sörf yaptırırlar da kimse bunun dinozor olduğunu anlamazdı. Yıldız şeklinde Elton John gözlüklerini takıp rock n' roll bilem yapmıştı. Eğlenceli geliyordu o zaman bize. .

JUDY VE UZUNBACAK (DADDY LONG LEGS) : TRT'nin 1991 yılında yaz tatilinde yayınladığı çizgi filmlerden biri de Judy idi. Hayatımın çizgi filmiydi. Kahramanımız kimsesiz yetim bir kızdı. Birgün esrarengiz bir adam bunu Lincoln Lisesine yatılı olarak göndermişti. Kızımız hiç görmediği adama "Sevgili Uzunbacaklı Babam" diye mektuplar yazardı. Okulda oda arkadaşları Sallie ve Julia ile maceralar yaşardı. Yetim olduğunu gizlediği için hep korkular çeker, mutsuz olurdu. Nihayet Julia'nın zengin ve de yakışıklı amcası Jervis'e aşık olmuştu. Gelgelelim Sallie'nin abisi Jimmy de Judy'e aşıktı ama Jimmy'i seven kız Julia idi. Son sınıfa geçtikleri yaz Judy bir çiftlikte tatil yaparken Jervis çıka gelmiş gelmiş ve artık romantizm doruğa varmıştı. Allah ben bunları deli gibi seyrederdim, hergün bir bölüm veriliyordu, hiçbir yere gitmez, eve kapanır Judy ile Jervis'in aşkını izler, acaba uzunbacak baba kim diye bulmaya çalışırdım. Yaz tatili bittiği zaman hala seyretmediğimiz bölümler kalmıştı. Allahtan TRT tatil ekranını bitirse de Judy'i sonuna kadar yayınlamıştı. Ben de liseye yeni başlamıştım, koşarak eve gelir, heyecandan bayılacak gibi Judy'i izlerdim. Sonunda Judy okuldan mezun olurken yetim olduğunu cümle aleme ilan etmiş, zengin kocayı da kaparak ultra mega hiper mutlu sonla bize veda etmişti. Ben de 15 sene sonra bunun DVD'sini , romanlarını bulup getirttim Amerika'dan, kızlarla oturup Judy seyretme alemi bile yaptık, ohhhh!

|